Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

11 Eylül’de Albay Kaddafi ve ben

11 Eylül’de Albay Kaddafi ve ben

Pazartesi, 13 Eylül, 2021 - 11:15

2001’in 11 Eylül günü, duyuları evreni saran ve tüm insanlığa dokunan, dünyadaki tüm televizyon kanalları aracılığıyla tek bir dille dünya sakinleriyle korkunç bir sıcaklıkla iletişim kuran bir gündü.

Trablus'ta öğle saatlerinde Dışişleri Bakanlığı'ndaki ofisimden ayrılmış ve eşim ile oğlumun benden önce gittikleri ve BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak amacıyla birlikte New York’a gitmek için beni bekledikleri Roma'ya uçmaya hazırlanıyordum. Eve ulaştığımda tüm telefonların durmadan çaldığını görünce şaşırdım. Devlet başkanlığına bağlı kırmızı telefon, Dışişleri Bakanlığının hem dahili hem de harici hatlarına bağlı telefonlar susmadan çalıyorlardı. İlk olarak devlet başkanlığının kırmızı telefonuna yanıt verdiğimde karşı tarafta Albay Muammer Kaddafi vardı ve “ABD’de ne oldu?” diye sordu. Ben, “Bilmiyorum, birkaç dakika önce eve geldim ve Roma'ya uçmaya hazırlanıyorum. Bu, eve geldikten sonra yaptığım ilk telefon görüşmesi” diye cevap verdim. Kaddafi, “ABD’de Rabbimin vaadi gerçekleşti. Kaçırılan sivil uçaklar New York Ticaret Merkezi kulelerine çarptı, haberleri takip et ve benimle iletişimde kal” dedi.

Dışişleri Bakanlığındaki ofisime yöneldim ve ulaştıktan kısa bir süre sonra Dış Güvenlik Teşkilatı Başkanı Musa Kusa geldi. Daha sonra başbakan yardımcılığı, turizm bakanlığı, iç güvenlik teşkilatı başkanlığı dahil çeşitli görevler üstlenen, kültürlü, Arap ve küresel siyasi meseleleri takip eden birisi olan Ammar el-Tayf da bize katıldı. Televizyon karşısına geçerek New York'ta olanları canlı takip etmeye başladık. Neler olduğunu ve arkasında kimlerin olduğunu okumaya çalıştık. Olup biteni yakından ve uzaktan ele aldık, olasılıklar haritasını ve tarihte görülmemiş bu korkunç eyleme muhtemel Amerikan tepkisini gözden geçirdik. Albay Kaddafi beni aradı ve olanları kınayan, Amerikan halkına başsağlığı dileyen bir açıklama taslağı yazmamı istedi. Açıklama metnini üçümüz birlikte tartıştık, ardından kendisine taslağı okumak için Albay’ı aradım. Benden Bab el- Aziziye’deki konutuna gelmemi istedi. Kapıda muhafız komutanı hemen bana; “Acele edin, başkan sizi bekliyor” dedi.

Hızla Kaddafi’nin çadırına yöneldim ve orada kendisini önünde bir bardak çay ile tek başına oturur buldum. ABD'nin 1986'da düzenlediği hava saldırısıyla büyük bir bölümü yıkılan evinin önünde gördüklerim beni çok etkiledi. Geryan’dan bir grup çalıp dans ediyordu. Ona bununla ilgili bir şey sormadım. Oturduktan hemen sonra açıklama taslağını okumamı istedi ve ‘Çok makul’ yorumunu yaptı. Ama terör eylemi ifadesinin yanına ‘korkunç’ kelimesini, ayrıca ‘Libya, yaralıları kurtarmak için kan bağışında bulunmaya hazırdır’ cümlesini eklememi istedi. Korkunç kelimesini kullandığında gülümsedim. Bunun üzerine Albay, ”Evet, senin anladığın şeyi kastediyorum” dedi.

Yaşananlar BM'nin başkentini temsil eden şehrin göbeğinde ABD'nin mimari ve ticari büyüklüğünün ve gururunun sembolünü vuran çok şiddetli bir eylem olduğundan olası Amerikan tepkisi hakkında konuştuk. ABD yönetiminin birincil kaygısının failin kim olduğunu ortaya çıkarmak olacağını ve kesinlikle son derece şiddetli ve doğrudan bir yanıt vereceğini söyledi. Yaklaşık bir ay önce siyasi işler yardımcım Saad Mucber’in de hazır bulunduğu ve İskoçya'nın Lockerbie kasabasına düşen Amerikan uçağı konusunda ABD ile aramızdaki dolaylı mesajlaşmaları tartışırken aramızda geçen konuşmayı ona tekrarladım. O görüşmede Albay Kaddafi, “Amerikalılara söyleyin, çılgın bir Libyalı pilot ABD'de bir kuleye saldırırsa, bundan biz mi sorumlu olacağız?” demiş ve bizden Afganistan’daki Taliban hükümetini tanıdığımıza dair bir açıklama yayınlamamızı istemişti. Saad Mucber o gün Albay Muammer Kaddafi’nin bu sözlerine heyecanla itiraz etmiş ve “Amerikan tarafıyla dolaylı temaslara başlamışken, böyle mesajlarla ve Taliban'ı tanıyarak elimize ne geçecek?” demişti. Gerçekten de Saad’ın bu doğru tespitini dikkate almış ve Kaddafi’nin iletmemizi istediği mesaj ya da Taliban’ı tanımak konusunda hiçbir adım atmamıştık. Kendisiyle yaptığım görüşmenin sonunda şunu sordum: “Trablus'taki Dışişleri Bakanlığı'ndan açıklama yapmakla mı yetinelim, yoksa tercüme edip ABD Dışişleri Bakanlığı'na göndermeleri için metni New York’taki misyonumuza mı gönderelim?" Kaddafi, "Doğrudan ABD'ye gönderilmesi daha iyi" dedi.

Ayrılmadan önce benden hadiseyi, ABD'nin tepkilerini ve bu olayın arkasında kimin olduğuna dair Washington'dan gelen haberleri takip etmemi istedi. Musa Kusa ve Ammar Tayf’ın beni beklediği Dışişleri Bakanlığı'ndaki ofisime döndüm. Olup bitenleri ve arkasındaki olası failleri konuşmaya ve analiz etmeye devam ettik. Albay o akşam boyunca benimle telefonla sürekli iletişim halinde oldu ve fail, New York ve diğer Amerikan şehirlerinde olanların arkasında kimin olduğuyla ilgili haberler dikkatinin odak noktasını oluşturdu. İskoçya'nın Lockerbie kasabasının tanık olduğu feci olayda Libya'nın tamamen masum olduğuna olan inancına rağmen, Libya’nın suçlanmasının ve sonrasında Libya’ya yönelik yaptırımların Albay’ın zihninde hala taze olduğuna şüphe yoktu. New York’taki İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının arkasında kimin olduğunu bilme bekleyişimiz uzun sürmedi. Usame bin Ladin, korkunç saldırı için bir grup El Kaide mensubunu bizzat görevlendirdiğini duyurdu. Bu olay nedeniyle BM Genel Kurulu'nun toplanmasının ertelenmesine karar verildi.  Eşim ve oğlum Roma'dan Trablus'a döndüler ve konuştuğumuz ilk şey, bu yıl Eylül'de yerle bir edilen, binlerce çalışan ve ziyaretçinin hayatını kaybettiği İkiz Kuleler’e geçen yıl Eylül ayında yaptıkları ziyaret oldu.

Abdulati el-Ubeydi, Muhammed Belkasım el-Zavi ve Abdullah el-Senusi'yi New York'ta olanları ve Usame bin Ladin'in olayın sorumluluğunu üstlenmesinden sonra beklenen Amerikan tepkisini tartışmak üzere bir toplantıya davet ettim. ABD’nin hedefinin Afganistan olacağı, ancak kendisinin ABD’nin binlerce masumun öldürüldüğü bu korkunç katliamın intikamını alma iştahını tatmin etmeyecek küçük bir lokma olduğu konusunda hemfikirdik. Sorumuz şuydu; öfke ateşini söndürecek ve Amerikan intikamının açlığını ve tutkusunu tatmin edecek büyük ve doyurucu yemek kim olacaktı?


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya